18 Ocak 2012 Çarşamba

Artık "Yalnızca Hrant için!"


Sene 2012. Derinliklerinde asılı kaldığım Ortaçağ karanlığını düşündükçe, inanasım gelmiyor. Sahiden ben 2012'nin dünyasının vatandaşı mıyım? Bu özgüvenle mi yürüyorum sokaklarda? Pek emin değilim...

Bir ülkenin en son vurulacak düşünce adamı da vurulalı tam 5 yıl oldu. Buna rağmen, hayal kırıklığından yaşlanan ifadesiyle Fethiye Çetin'in sözleri arasına iliştirdiği gibi dün, HERŞEYE RAĞMEN, "çok önemli bir şans daha vardı" önlerinde. Biz koymuştuk o şansı önerine. Biz kan davası gütmemiştik. Biz elimize silahlar alıp onların kışkırttığı metodlarla direnmemiştik. Biz kimseye karşı suikastler planlamamıştık. Biz sadece susmuş, sadece sabretmiş ve de en çok adalet istemiştik. Adalete güvenmiştik. İçerisinde yaşadığımız çağın gereğini yapmıştık biz. Adaletten gelecek bir tecelliydi, bizi bu topraklara son bir nedenle bağlayacak olan şey. Son bir "şans" daha vardı, ellerinin tersiyle ittikleri dün. 1915'den bugüne, hiçbirşeyin değişmediğine bir kez daha ikna ettiler bizi dün. Bir kez daha, onlar kaybettiler. Hrant, belki de hiç öldürülemediği kadar öldürülmek istendi dün, hepimizin gözleri önünde, o korkunç mimarili adalet sarayında yaşanan akıl tutulmasıyla, çöktü adalet...(!) Nutkumuz tutularak izledik. Kendilerimizi değil, onları.

Bu benim sefaletim değil. O nedenle dün yaşananlarla katiyen ilişkilenmiyorum. Böylesi bir hukukun üstünlüğünü sahiplenmiyorum. Bu saatten sonra da bu ne yedüğü belirsiz sisteme dolaylı dolaysız daha fazla "yardımcı" olmayı düşünmüyorum. Şu ana kadar bu ülkenin vizyonuna bilinçli - bilinçsiz verdiğim bir katkı varsa, haram olsun. Hakkımı helal etmiyorum. Hrant'ın öldürüldüğü tarihten bugüne, bu ülkede "örgüt şüphesiyle" tutuklanmayan adam kalmadı. Dıraşıda adam KALMADI! En nihayetinde bir tek Hrant'ın katilleri örgüt şüphesinden Beraat Etti. Ettiler. Ettirildi. Ettirildiler. Bir kez daha aynı yalana inanmamız istendi, dün... Değil 5 sene, 95 sene geçse inanmayacağım!

İNAN(A)MIYORUM!

Bu saatten sonra Dink davasından öte bir sorumluluğun var Türk Adaleti! Türkiye kamuoyuna derhal örgütü tanımlamak zorundasın. Bize örgütü, bugüne değin tanımladığın gibi tanımlamak zorundasın, açık seçik beyan etmek zorundasın, hepimizi ikna etmek zorundasın, ilkokul çocuğuna anlatır gibi bizi karşına alıp anlatmak zorundasın;

* Örgütün hukuki tanımı nedir?
* Hangi ilişkiler örgüt çerçevesinde değerlendirilir?
* Örgüt üyesi kime denir?
* Örgütsel suç nasıl işlenir?
* Hangi suçlar bu kapsamın içerisindedir?

Önce bu çok basit dört beş soruya açık ve net bir yanıt vermek zorundasın. Çünkü ya bizde ciddi bir aksaklık var, gerizekalıyız algılayamıyoruz, ya da bu ülkede bir takım kavramların içi bizzat hukuk yoluyla öylesine boşaltılmış ki, düpedüz aldatılıyoruz. O halde en büyük hatayı bu ülkenin adaletine güvenerek yapıyoruz.

Fakat yine de bize örgütü tanımlamak zorundasın Türk Adaleti! Örgütü, bugüne değin tanımladığın gibi tanımlamak zorundasın. Düne kadar çoculuğun çocuğun yakasına örgüt şüphesiyle nasıl yapıştıysan, bu faşist katillerin yakasına da aynen yapışmak zorundasın. Konu faşistler olduğunda tanımlayamıyorsan şayet örgütü, senden ala örgüt yok, puştun adaletisin! İtin köpeğin tetiğine en büyük garantisin.

Bugüne değin "Hrant için, Adalet için" dedik. Bu noktada Adalet de bitmiştir, geriye Hrant kaldı. Bugünden sonra, yalnızca Hrant için(!) diyeceğim. Hrant'ın maneviyatı 5 sene değil 95 sene daha yapışır kalır yakanda, sen o esnada "örgüt"ü tanımlayadur bakalım yüce Türk Adaleti!

Var mı Adaletin?
Neyin Temelisin?

Hiç yorum yok: